ROMA’DA AŞKTAN ÖNCE YEMEK VAR

Bu tarihi şehrin ruhu tek kelimeyle anlatılacak olsaydı onun adı “drama” olurdu. Mimarisinin devasa güzelliğinden, havasının suyunun çekiciliğinden, insanlarının sıcaklığından, attığınız her adımın tarih kokan bir sokağa çıkmasından, saygının derin sessizliğinden ziyade ne olabilir ki? Hele bir de benim gibi alıştığınız bir yerden kopamama gibi bir psikolojik rahatsızlığınız varsa Roma’ya gitmeyin. Ama ömür dediğimiz şey çok kısa ve siz sakın Roma’yı görmeden ölmeyin.

efe1

Tam da bu mevsim öyle ideal ki, teninizi hafif yakan güneş terlemeden gezmenize izin veriyor. Nisan ayı ortalama sıcaklık 24-25 derece. Öyle ki şort mevsimini Roma’da açtım. Akşamları ise gündüzün tam tersine sizi ısıran bir serinlik söz konusu. Giymeseniz dahi yanınıza muhakkak ince bir triko ya da hafif bir mont almanız gerekiyor.

Havaalanından şehir merkezi Termini’ye…

İtalya’nın en büyük havaalanı Flumicino’ya indiğinizde başkent Roma’ya gidebilmek için sizi 14 Euro’ya trenler bekliyor ya da ben rahatıma düşkünüm trene in-bin yapamam derseniz taksicilerle anlaşıp 45-50 Euro’ya merkeze ulaşabilirsiniz. Biz elbette 30 km’yi 30 dakikada giden treni tercih ettik ve ülkenin banliyölerini izleyerek şehrin merkez istasyonu olan Termini’ye ulaştık. Roma’nın ana istasyonu olan Termini’den şehrin her bölgesine 1.5 Euro karşılığında metroyla ulaşılabiliyor.

Roma’nın büyük meydanlarından Repubblica’ya geldiğimizde bizi Su Perileri Çeşmesi karşılıyor. Çeşme, Santa Maria degli Angeli e dei Martiri Bazilikası’nın yanında bulunuyor.

Korkutucu güzellikte Hotel Quirinale

rome_hotel

Konaklayacağımız Hotel Quirinale; Roma’nın kafe, restoran ve mağazalarla dolu en popüler caddelerinden biri olan Via Nazionale’de bulunuyor. American Horror Story’nin bu sezonki gösterilen bölümü “Hotel”i aratmayacak dev gizem ve geçmiş kokulu labirenti andıran ve bir kilisenin hemen yanında U şeklinde konuşlanmış otelimizden şehir merkezine doğru yürüyüşe çıkıyoruz. Gezimize önce birleşmiş İtalya’nın ilk kralı Victor Emmanuel II’nin onuruna inşa edilmiş dev anıtı ziyaret ederek başlıyoruz. Binada ücretsiz giriş yapabileceğiniz Museo Centrale del Risorgimento ve bir çatı barı bulunuyor. 1. Dünya Savaşı’ndan sonra inşa edilmiş olan Meçhul Asker Mezarı’na ev sahipliği yapan anıttaki heykeller o kadar büyük ki eski insanların dev olduğunu kanısına kapılıyoruz. Haftanın her günü 09:30-18:30 saatleri arası açık.

Dünyanın yeni harikası; Kolezyum

Victor Emmanuel II Anıtı’nın hemen arka cephesinde kalan ve İtalya’nın sembollerinde, dünyanın yeni 7. harikasından 6.’sı olarak kabul edilen Kolezyum’a doğru yollanıyoruz. M.S. 72 yılında Komutan Vespasianus tarafından yapımına başlanan Kolezyum’da imparatorların kendilerini ve halkı eğlendirmek için gladyatör dövüşleri düzenlediklerini öğrenince tarih bir film karesi gibi canlanıyor gözümüzde. Hatta Gladyatör filmini bir kez daha izlemek için kendimize söz veriyoruz. Bir stadyumdan daha büyük olan arenayı dolaştıktan sonra civardaki Antik Roma kalıntılarını da gezmeyi ihmal etmiyoruz.

efe2

Kolezyum’un karşı istikametinde kalan Piazza di Spagna oturup da geleni geçeni seyretmek için mükemmel bir yer. İspanyol Merdivenleri’nden inebilir, Roma’nın en büyük ikinci dikilitaşını görmek için Piazza del Popolo Meydanı’na gidebilir ve de Piazza Della Madonna dei Monti’de içkilerinizi civardaki barlardan ya da büfelerden alıp yerlerde oturup İtalyanca şarkılara eşlik edip yeni arkadaşlar edinebilirsiniz.

Aşk Çeşmesi’nin bir şartı var

Ve sıra geldi her romantiğin görmek için can attığı Fontana Di Trevi namı diğer Aşk Çeşmesi’ne. Barok dönemin zirvesinde inşa edilmiş bu muazzam yapıtın en büyük kısmını elbette Yunan deniz tanrısı Oceanus oluşturuyor. Sağ elinize aldığınız madeni paranızı çeşmeye sırtınızı dönerek sol omzunuzun üstünden atıyorsunuz. İnanışa göre dileğiniz gerçekleşirse buraya yeniden gelmeniz gerekiyor. Aşk Çeşmesi’nde aşk yapandan bol bir görüntü yok. Tek başınıza buraya gelmeniz biraz sinir bozucu olabilir hatta siz mümkünse Roma’ya tek başınıza gelmeyin, yanınıza muhakkak elini tutacağınız ister yeni ister eski bir sevgili şart. Aksi takdirde bu aşk şehri sizin için cehennem kıskançlığına dönebilir. Ayrıca Roma’nın Yedi Tepesi’nin en büyüklerinden olan Quirinal Tepesi’ne 5 dakikalık bir yürüyüşle gitmek mümkün. İtalya Cumhurbaşkanı’nın rezidansı olan Quirinal Sarayı da burada bulunuyor.

efe3

Roma’nın en ünlü meydanı olan Piazza Navona, buradaki birçok kafe ve restoranda yemek yemeye gelen kent sakinleri ve turistlerden oluşan melez bir kalabalığa ev sahipliği yapıyor. Meydanın ortasında Bernini’nin şaheseri olan Fontana dei Quattro Fiumi çeşmesini, batısında ise Sant’Agnese in Agone Kilisesi’ni görebilirsiniz.

Hristiyanlığın şaşalı Merkezi Vatikan

Başlı başına bir ülke sayılan, Hristiyanlığın merkez üssü Vatikan için neredeyse bir gününüzü ayırmanız gerekiyor. Öyle ki dünyanın en büyük kilisesi olan Aziz Petrus Bazilikası’na girmek ve dolaşmak bile yarım gününüzü alıyor. Papa’nın rezidansının yanında yer alan, Papa’nın halka sesleneceği günlerde yürümek için kullandığı Çin Seddi’ni andıran uzun ince ve yüksek gizli geçidini görmeyi unutmayın. Vatikan Müzesi’ne gidip ünlü tabloları, heykelleri ve Michelangelo’nun Sistine Şapeli’nin tavanında yer alan “Adem’in Yaratılışı” gibi ünlü sanat eserlerini görebilirsiniz.

Şehirde müzik sesi yok!

Roma seyahatimiz boyunca dikkatimizi çeken en önemli şey; şehirde geceleri müzik olmaması. İstanbul’u baz alacak olursanız Roma’da ne bir sokaktan yükselen ne de önünden geçerken duyabileceğiniz bangır bangır bir müzik yayını yok. Canlı müzik yapılan birkaç pub’ı ve düşük sesten müzik çalan kafe ve barları saymazsak Roma’da gece hayatı neredeyse sıfırın altında bir. Gece dolaşırken biraz ürkütücü kılıktaki amca ya da teyzeler gelip size kucak danslarının ya da striptizlerin yapıldığı, şehrin biraz dışında kalan gece kulüplerinin kartvizitlerini uzatıyor ve hatta gitmek isterseniz rezervasyonunuzu oracıkta yapıyor. “Biz nerede eğleneceğiz peki?” diye sorarsanız dolambaçlı dar sokakları olan Trastevere’de birkaç canlı pub, restoran ve kulüp bulabilirsiniz. Şehirdeki bu muazzam sessizliği Vatikan’a olan saygılarına bağlıyorum.

efe4

Via Veneto, Ludovisi, Rione Monti, Celio, Panteon ve Aventino gezebileceğiniz diğer yerleşim alanları.

Unutmadan kısa kısa…

• Tren biletlerini istasyonlarda duvarlara monte edilmiş olan minik yeşil makinalara okutmanız gerekiyor. Zira okutmazsanız trende bilet kontrolü yapılırken 100 Euro kadar bir ceza ödemek zorunda kalabilirsiniz. Haklısınız “kontrolörler neden var ya da zaten bilet aldım makinaya okutmak da neyin nesi?” dediğinizi duyar gibiyim ama burası İtalya, kural böyle.

• Şehrin tamamına yakınını ancak bir haftada gezebilirsiniz. Hızlandırılmış bir batı – doğu turu yapmak isterseniz hemen her yerde bulunan çift katlı otobüslerle şehri seyir turlarına 15-20 Euro karşılığında katılabilirsiniz. İstediğiniz noktada inebilir, etrafı gezebilir istediğiniz yerden başka bir otobüse aldığınız bileti gösterip yeniden binebilir hem de bunu tüm gün yapabilirsiniz. Free wifi ve bir şişe su da hediyeniz.

• Her Avrupa otelinde olduğu gibi odanızda mini barı boş bulacaksınız şaşırmayın, otelin lütfedip odanıza bıraktığı biri gazlı olmak üzere iki şişe su ve birkaç paket kahve neyinize yetmiyor?

• Beyaz ışıktan nefret ederim. İnsanı hasta gösterdiği yetmezmiş gibi bir de uyarıcıdır. Hep hastane ya da dersane hatırlatır bana. Roma’da dikkatimi en çok çeken; mekanların gece vakti çok aydınlık olmasıydı. Biz bizim meyhane kültürümüzden hep loş ışıklara alışık olduğumuzdan Roma’dakilerin uzun akşam yemekleri boyunca capcanlı bembeyaz ışıklar altında nasıl da meşk içinde sohbet ettiklerine şaştım kaldım doğrusu.

• Polislerin ve şehir içinde ilginçtir ki görev yapan askerlerin hepsi mi yakışıklı ve bir model ajansından seçilmişçesine mi olur? Evet, demek ki isteyince oluyor. Hepsinin ana dili gibi İngilizce konuşmaları da cabası.

• Sokakta elinizde kola kutusu gibi içkiyle gezmeniz de mümkün, İtalyanlar mahalle baskısı nedir henüz bilmiyorlar. Hemen her köşede el ele dolaşan gey ve lezbiyen çiftler de orta doğu ülkelerindeki homofobik bakışlara maruz kalmadan gönüllerince eğleniyorlar. Ancak ne yazık ki diğer dünya metropollerine oranla gay club ya da başka bir deyişle marjinal gece hayatı Roma’da sadece Cuma ve Cumartesi geceleri aktif.

• İtalyanların meyveye çok aç olduklarını düşünüyorum. Meyve satan tek tük yer bulabilirsiniz. Marketler genellikle bar, pastane ve büfe olarak üçü bir arada şeklinde yapılanmış. Meyve alışverişi yaparken ayak üstü bir kahve ya da İtalyanların aperatifi Spiritz yudumlamak mümkün.

• Pizza’nın anavatanı burası olabilir ancak ne var ki İstanbul’daki pek çok pizzacı (bir ara isimlerini kulaklarınıza fısıldarım) İtalyan pizzacılarına on basar. Olay sadece hamurunda değil. Hamur demişken makarnanın da cenneti olarak bilinen İtalya’nın lazanya, spagetti ya da fettuccine’si anneminkilerden çok daha başarılı değil. Ancak ne var ki İstanbul’da 20 liraya yiyebileceğiniz bir spagetti bolonezi Roma’da 8-9 liraya yiyebilirsiniz. Yıllanmış şaraplara dünyanın parasını ödemek yerine ev yapımı şahane şarapların şişesini 5 Euro’dan satın alabilirsiniz. Dondurmanın üç topu kocaman bir cornetto waffle külahta sadece 4 Euro ki başlı başına bir öğünü bununla geçiştirebilirsiniz. Et ve balık tüketimin az olduğu Roma’ya yalnız da gitseniz yapabileceğiniz en güzel aktivite aşk değil tabii ki yemek yemek…

Ve 10 unutulmaz İtalyan şarkısından biri olan Arrivederci Rome ile veda ediyorum size, İstanbul’da görüşmek dileğiyle…